9- Habil Mert

Habil Mert: “F Tiplerindeki tecrit uygulaması, insani özelliklerin yok edilmesi için dizayn edilmiş devasa bir projedir”

MAZLUMDER Cezaevleri Çalışma Grubu’nun düzenlemiş olduğu “Cezaevleri Söyleşileri”nin 9.’suna örgüt yöneticisi suçlamasıyla Edirne’de gözaltına alınıp 1,5 yıl hapis yatan Habil Mert konuk oldu.

Habil Mert’in eşinin ve Avukatı Atilla Dede’nin de dinleyici olarak katıldığı söyleşide, ilk sözü alan MAZLUMDER İstanbul Şube Başkan Yardımcısı ve Cezaevleri Çalışma Grubu Başkanı Av. Kaya Kartal, yapılan cezaevleri söyleşilerinin amacından bahsettikten sonra Habil Mert’in yaşadığı süreçle ilgili dinleyicilere kısaca bilgi verdi.

Kartal’ın ardından Habil Mert, 28 Şubat süreci yaşanırken kendisinin ciddi bir fikri dönüşüm yaşayarak İslam’la gerçek anlamda tanıştığını ifade etti. 28 Şubat sürecinde gerek Trakya Üniversitesi’ndeki başörtüsü eylemlerine gerek davet çalışmalarına yoğun bir şekilde ağırlık verdiğini söyleyen Mert, Edirne’nin küçük bir şehir olmasından ötürü bu esnada fişlendiğini ve polisin üzerine gelmeye başladığını anlattı.

İlk gözaltına alındığında 22 yaşında olduğunu ve 6 aylık evli olduğunu, bir gün üniversite civarında kahvaltı yaparken sivil polislerin yanına geldiğini ve kendisini tenha olan Trakya Birlik deposuna götürdüklerini anlatan Mert, polislerin kendisine “ya susacaksın ya da Edirne’yi terk edeceksin” dediklerini belirtti. Depoda kimliğini karıştıran polislerin 80 yaşındaki babasının fotoğrafına bakıp “baban da senin gibi teröriste benziyor” dediklerini belirten Mert polislerin bu hakaretini hiçbir zaman unutamayacağını sözlerine ekledi.

Gayri resmi göz altıların birkaç kez tekrarlandığını, bir keresinde tezgâhtar olarak çalıştığı iş yerinde sivil polislerin yanına geldiklerini ve sesini çıkarmadan kendilerini takip etmesini söylediklerini, orada bulunan eşinin ısrarlarına rağmen iş yeri müdürünün hiçbir şey yapmadığını hatta daha sonra kendisini işten attığını belirten Mert, polisin amacının kendisini İslami mücadelesinden vazgeçirmeye dönük olduğunu söyledi.

Habil Mert konuşmasının devamında tutuklanma ve cezaevi sürecinden bahsetti. Kendisinin o yıllarda Selam gazetesinin Edirne satış temsilcisi olduğunu ve adını daha önce hiç duymadığı Tevhid-Selam örgütünün Edirne lideri olmakla suçlanarak tutuklandığını belirten Mert: “Bu örgütle ilgili üzerimde ne üyelik belgesi, ne örgütsel doküman ne yayın ne de bir pusula buldular. Yani örgütle ilişkili olduğuma dair ellerinde hiçbir delil yoktu. Hatta polisler bile bunun sadece beni almaları için bir bahane olduğunu itiraf etmişti. Evimde buldukları 126 adet kitap ve ezgi kasetiydi. Yani ellerindeki deliller sadece bunlardı! Ev araması yasal olmamasına rağmen polisin daha sonra hazırladığı tutanakta, yasal izinler sanki arama sırasında varmış ve rızam alınmış gibi yazılmıştı. Yani işler kitabına bir şekilde uyduruluyordu.” diyerek Müslümanların herhangi bir delile gerek duyulmaksızın sahte örgüt isimleriyle dahi hapsedilebildiğini bunun en çarpıcı örneklerinden birinin de kendi yaşadığı süreç olduğunu söyledi.

Edirne’de kendisiyle birlikte 8 kişinin, ülke genelinde aynı operasyonda toplam 189 kişinin alındığını anlatan Mert: “Mesela Edirne’de alınan 8 kişinin hepsi de farklı cemaatlerdendi. Buna rağmen hepsi aynı örgütün elemanıymış gibi alındılar. Bu bile amacın ne olduğunu başlı başına ortaya koyuyor.” diyerek alınan kişilerin alınma gerekçelerinin örgütsel faaliyetleri değil sadece Müslüman sıfatları olduğunu vurguladı.

Gözaltı esnasında kendisine yapılan akıl almaz işkencelerden de bahseden Mert, işkencelerin hem psikolojik hem de fiziksel olduğunu, eşine tecavüzle dahi tehdit edildiğini, işkencecilerin hasta ruhlu adamlar olduklarını belirtti.

Çeşitli işkencelere maruz kaldıklarını anlatan Mert, sürekli elektrik işkencesi gördüklerini; küfür, kaba dayak vb. işkencelerin sıradanlaştığını belirtti. Bundan başka kendilerini tuvalete götürürken art arda sıraya dizen polislerin “hadi cufcuf yapın bakalım” diyerek tren vagonu şekline sokarak aşağılamaya çalıştıklarını da ifade eden Mert, bundan başka hortumla su sıkma işkencesinin de sürekli yapıldığını vurguladı. Hatta bir keresinde hortumla su sıkma işkencesi sırasında göz bandının ıslaklıktan ötürü indiğini ve işkencecilerini gördüğünü söyleyen Mert, işkencecilerinin bu esnada onları gördüğü için birden paniklediklerini ve montlarıyla yüzlerini kapatmaya çalıştıklarını sözlerine ekledi. Gözaltındakilere sürekli milliyetçi tonlarda şarkıların dinletildiğini, bunun psikolojilerini kırmaya yönelik bir hamle olduğunu belirten Mert: “Gözlerimiz kapalı bir halde polislerin hazırladıkları tutanakları ve ifadeleri imzalamaya zorlandık. Adli tıpa götürüldüğümüzde ise işkenceler iz bırakmadığından lehimize bir rapor alamadık” dedi.

Savcılığa götürülme sürecine de değinen Habil Mert, ahlaksız ve adaletle ilgisi olmayan bir savcı tarafından sorgulandığını belirterek: “Savcının odasına girdiğimde savcı ben daha içeri girer girmez ilk sözleri ‘Hizbullahçı ve o…çocuğuymuşsun.’ oldu. Bunu bir savcı söylüyordu ve bu savcıdan adil bir iddianame hazırlanması bekleniyordu. Savcı daha sonra sakallarıma laf ederek ‘Ne o Muhammed’e mi benzemek istiyorsun?’ diyerek peygamberimizi de tahfif ve tahkir etmeye kalkıştı. O esnada tutuklananlardan birinden çıkan bir silah masanın üstünde kapalı vaziyette duruyordu. Bu silah o arkadaş Güneydoğu’da görev yaptığı için devletin kendisine verdiği ruhsatlı tabancasıydı. Bu bilinmesine rağmen bunu bile delil saymışlardı.” dedi. Savcılıkta önce Tevhid-Selam örgütüne, daha sonra Hizbullah’a ve Müslüman Kardeşler’e üye olduğunun iddia edildiğini belirten Mert, yaşanan trajikomikliğe dikkat çekti.

Bir keresinde yerel mahkemede, bir keresinde de 6 No’lu DGM’de yargılandığını belirten Mert, en son 2002’de tutuklandığını belirtti. Bayrampaşa Cezaevi ile Kandıra F Tipi Cezaevi’nde yattığını belirten Mert, cezaevi deneyiminin kendisine çok şey öğrettiğini söyledi. Habil Mert sözlerine şöyle devam etti: “Cezaevlerinde attığınız her adımda hukuksuzluklarla karşı karşıya kalıyor, gardiyanların ve idarecilerin keyfi uygulamalarına, dayağa, işkenceye maruz bırakılıyorsunuz. Ben cezaevine ilk girdiğimde ilk 15 gün karantinada kaldım, hücre pislik içerisindeydi, yataklar yağ tabakası tutmuştu, büyük fareler vardı, yani karantinada her an ayrı bir işkenceydi. Özellikle F Tiplerindeki uygulamalar, tecridi sağlamaya yönelikti… Mesela aynı davadan olan üç arkadaşa beraber kalıyorsunuz. Ama insan doğası gereği bu üç kişiden ikisi arasında biraz daha yakınlaşma olunca diğeri kendisini yalnız hissetmeye başlıyor. Daha sonra bu iki kişiye karşı nefret duymaya başlıyor. Hatta cezaevi yönetimine şikâyette bulunup arkadaşlarının değiştirilmesini dahi istiyor. Sonradan anlıyorsunuz ki bu 3 kişi politikası bile tecridin bir parçası. Tecrit insani özelliklerinizi yok etmek için dizayn edilmiş devasa bir proje aslında.” diyerek tecridin boyutunu gözler önüne serdi.

Cezaevindeki diğer ihlallerden de bahseden Habil Mert cezaevine girişte çırılçıplak soyundurulmak zorunda bırakıldıklarını ve bunun her yerde tekrarlandığını belirtti. Kandıra’da üç kişiyle yattığını belirten Mert: “Sabah 8’de bahçe açılıyor akşam 8’de kapanıyor, bahçeyaklaşık 6 metre yükseklikte, duvarlar var ve sadece gökyüzünü görebiliyorsunuz.” dedi. Gönderdikleri her mektubun görülmüştür damgası yediğini, eşine yolladığı bazı mektupların eşine ulaştırılmadığını da aktaran Mert, mektupları sadece görevli kişilerin okuması gerekirken bütün gardiyanlar da dâhil herkesin kanunsuz şekilde okuduğunu, bir gün bir gardiyanın bunu bir şekilde ağzından kaçırdığını sözlerine ekledi.

Bayanları bir odada soyunmaya zorladıklarını, bebeklerin bezlerini açıp dışkısını kontrol ettiklerini, ziyaret odasında ailenizle sizin başınızda beklediklerini belirten Mert, ailelerin her fırsatta cezalandırıldığını ifade etti.

Cezaevindeki gündelik hayattan da bahseden Mert, cezaevinin de bir yaşam alanı olduğunu eğer örgütlü olunamazsa idarenin mahpusların üzerine daha çok geldiğini söyleyerek cezaevleri konusunda Müslümanların planlı bir bilinçlenme süreci içerisine girmelerinin gerekli olduğunu sözlerine ekledi. Bu anlamda MAZLUMDER’in yapmış olduğu bu çalışmanın anlamlı olduğunu ve bu türden faaliyetlerin çoğaltılarak ve zenginleştirilerek sürdürülmesi gerektiğini vurguladı.

Yaklaşık 1 buçuk saat süren söyleşi katılımcıların sorularının cevaplanması ile son buldu.

Söyleşi ile ilgili linke buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s