20- Ahmet Kılıç

MAZLUMDER Cezaevi Komisyonu tarafından düzenlenen Cezaevi Söyleşilerinin 20.’si 15 Mart Cumartesi günü MAZLUMDER İstanbul Şubesinde gerçekleşti. Bu haftaki söyleşinin konuğu, ‘Uğur Mumcu Uzun Takip (UMUT) operasyonu’ kapsamında hukuksuz bir şekilde tutuklanan ve yargılanan Hasan Kılıç’ın oğlu Ahmet Kılıç’tı.

Ahmet Kılıç: “Babam Kandıra Cezaevi’ndeyken defalarca ziyaret edemeden geri döndüm”

Söyleşi Cezaevi Komisyonu Başkanı Av. Kaya Kartal’ın konuşması ile başladı. Cezaevlerinin insan fıtratına aykırı bir cezalandırma aracı olduğunu vurgulayan Kartal, özellikle Türkiye’de cezaevlerinin sadece hürriyeti bağlayıcı bir cezalandırma aracı olmadığını, işkence, tecrit, aile görüşlerinin ve iletişim haklarının engellenmesi, eğitim haklarından mahrumiyet gibi başka cezalandırmaları da içinde barındırdığını ve hatta dışarıdaki mahpus ailelerinin de cezalandırıldığını söyledi. Kaya Kartal’ın konuşmasından sonra sözü Ahmet Kılıç aldı.

Sözlerine cezaevlerinde mahpus olanlara dikkat çekerek başlayan Ahmet Kılıç ise, Türkiye ve Dünya cezaevlerinde, özellikle Ebu Gureyb ve Guantanamo hapishanelerinde mahpus olan Müslümanlara selam gönderdi ve bu Müslüman mahpuslar ve ailelerine Allah’tan sabır niyaz etti.

“Biz en fazla Şehitler Gecesi düzenlerdik”

Ahmet Kılıç, giriş konuşmasından sonra operasyonun olduğu dönemde Türkiye’de yaşanan genel siyasi olaylara ve atmosfere değindi. Özellikle 2000 yılı Ocak ayında Beykoz’da yapılan Hizbullah operasyonundan bahseden Kılıç, “Bu operasyon sırasında polis disketler bulmuş. Disketlerin içerisinde babamların ismi geçiyormuş. Bundan dolayı takibe alınmışlar. Ancak bu kasetlerin içerisinde gerçekten bunlar var mıydı? Bunu bilmiyoruz.” dedi.

Ahmet Kılıç operasyon gününü şöyle anlattı: “5 Mayıs 2000 günü gece saat 3-4 sıralarında kapının sertçe vurulması ile uyandık. Annem sesleri duyunca yangın çıktı ve komşular geldi zannetmiş. Ben uyandığımda başımda makineli tüfek olan biri bekliyordu. O sıralar 16 yaşındaydım. İlk başta yaşadıklarımı rüya zannettim. Bu kadar büyük çaplı operasyonu anlayamıyorduk. Biz en fazla Şehitler Gecesi düzenlerdik. Babamın Selam gazetesi ile organik bağı kalmamıştı. Bu yüzden gazeteye ilişkin olup olmadığını da anlayamadık. O zamanlar dört kardeştik. Annem beşinci kardeşime hamileydi. Benden sonra en büyük kardeşim 12 yaşındaydı. Annem çocukların odasına makineli tüfeklerle girilmesini istemedi. Allah o anda bir insaf vermiş olacak ki, çocukların odasına girmediler. Fatih’te yapılan operasyonlar çok daha şiddetli oldu. Operasyon yapıldığı sırada evde olan 8-9 yaşındaki çocuklar bundan çok etkilendiler. Depresyon tedavisi gördüler”.

Ahmet Kılıç, namazını kılmasına bile izin verilmeyen Babası Hasan Kılıç’ın polisler tarafından götürüldüğünü ve sonrasında evde karakol kurulduğunu, aile üyelerinin her hareketinin polisler tarafından izlediğini, kapıyı kimseye açamadıklarını ve kimseyle irtibat kurulmasına izin verilmediğini söyleyerek “Babamın götürülmesine karşı çıkınca dayımı da götürmekle tehdit ettiler. Babam buna engel oldu. Sonra eve karakol kurdular, dışarı çıkış, içeri giriş yasaktı. İçeride 12-13 polis vardı. Tuvalete bile polislerle birlikte gidiyorduk. Kapı çalındığında açmıyorduk. O anda evde yokmuşuz izlenimi verilmek isteniyordu. O sıra Mehmet Ali Tekin’in evine de operasyon düzenlenmişti. Mehmet Ali Tekin’in kızı cesaret edip arka odadan avukatımızı aramış. O şekilde dışarı haber verilebildi. Bizim içeride olduğumuzu bilen teyzem ve eniştem kapıdan ayrılmadılar. Polisler baktılar ki gitmeyecekler, onları da içeri aldılar” dedi.

“Masumiyet karinesini ilk ihlal eden kişi dönemin başbakanıydı”

Operasyonun ve babasının niçin götürüldüğünü bir gün sonra TV’den öğrendiğini belirten Kılıç, “Polisler ertesi gün televizyonu açmamıza izin verdiler. Kanallara baktığımızda ‘Uğur Mumcu’nun katilleri yakalandı’ şeklinde haberler yapılıyordu. Hatta Reha Muhtar ‘Şef konuştu’ diyordu. Şef dediği kişinin babam olduğunu o anda bilmiyorduk” dedi ve “O dönemde Bülent Ecevit başbakan, Sadettin Tantan da İçişleri Bakanıydılar. Ecevit ‘Uğur Mumcu’nun katillerini yakaladık’ diyerek daha o anda masumiyet karinesini ihlal etti. Bu operasyondan dolayı içişleri bakanını kutluyorlardı. Dönemin gazeteleri ve televizyonları da başbakanın Tantan’ı övdüğü haberlerini yaptılar” diyerek o dönemde çıkan gazetelerden kupürler gösterdi.

Ahmet Kılıç, dönemin gazete sayfalarını gösterirken şöyle dedi: “O dönemde çok manipülatif haberler yapıldı. Operasyondan sonra MAZLUMDER’de bir basın açıklaması yapıldı. Ertesi gün bir gazete, yakalanan birinin eşinin ‘Kocam Ankara’ya sık sık giderdi’ dediğini yazdı. O şekilde bir konuşma geçmedi. Kim bilir hangi laftan bunu anladılar”. Manipülasyon haberlere örnek vermeye devam eden Kılıç “Operasyon gününden birkaç gün sonra Sabah Gazetesi’nden bir muhabir geldi kapıya. Annemin hamile olduğunu öğrenmiş. Kendisinin de anne olduğunu söyleyerek yaklaşmaya çalıştı ama annem konuşmadı. Annem kapıyı kapatırken muhabir babamın mesleğini sordu anneme. Annem de ‘kocam ticaret yapıyor’ dedi. Ertesi gün gazeteyi aldığımızda bir başlık gördük. Başlık ‘Kocamı tüccar zannediyordum’ şeklindeydi” diyerek o dönemde medyanın operasyonu yönlendirici haberler yaptığını belirtti.

“Okuduğum lisede bir anda ‘Terör örgütü mensubu’nun oğlu olmuştum”

Operasyon sonrasında Müslümanların ilgisinden bahseden Kılıç, “’Kimse ilgilenmedi’ diyerek Müslümanların hakkını yemek istemiyorum. Fakat o anda bir beklenti içinde oluyorsunuz. Operasyondan önce sık sık görüştüğümüz insanlar gelmemeye başladılar. Sokakta görünce babamı, ne durumda olduğunu soruyorlardı ama beklediğimiz gibi olmadı. Ancak o süreçte daha önce bizimle tanış olmayan bir vakıf bizi ziyarete geldi ve bize yardım ettiler. Allah razı olsun. Ama genel olarak Müslümanlar bu konuda eksikler. Bireysel olarak yardımlar tabii ki var fakat dört başı mamur, sistemli bir yardım ya da cezaevi çalışması maalesef söz konusu değil” dedi.

Operasyon sonrasında yapılan işkencelere de değinen Ahmet Kılıç, “O operasyon ile alınanlar 12 gün, 18 gün işkenceye maruz kaldılar. Babam, ısrar etmemize rağmen işkence meselesini açmamıza izin vermedi. Neler olduğunu anlatmadı ama diğerlerinin anlattıklarından bizler neler olduğunu biliyoruz” dedi.

“Birkaç defa ziyaret saatini kaçırıp geri döndüğümü hatırlıyorum”

Konuşmasının devamında babasını cezaevinde ziyaretleri sırasında yaşadıkları sıkıntıları anlatan Ahmet Kılıç, öncelikle –sonradan F tipine çevrilen- Eskişehir E tipi cezaevinde kalan babasını ziyareti ile ilgili şunları söyledi: “Babam Eskişehir cezaevinde üç buçuk yıl kaldı. Eskişehir cezaevinin etrafında hiçbir şey yoktu. Yani tamamen bir tecrit durumu söz konusu idi. Biz geceden yola çıkıyorduk. Eskişehir’in merkezinden tekrar araçlara binip cezaevine gitmeye çalışıyorduk. O dönemde bize yardım eden, Eskişehir otogarından bizi alıp yalnız bırakmayan bir ağabeyimizi, bize yardım ettiği için öldürmeye kalktılar. İki sivil polis kendisini alıp ıssız bir yere götürmüş, ellerini ve ayaklarını arkadan bağlayıp öldüresiye dövmüşler ve fare zehri içirip öldü diye bırakmışlar. Kendisi o gün oruçlu olduğu için kurtulmuş. Bu olayı yaşamasına rağmen bir hafta sonra iyileşip yine geldi bizi karşıladı. Kendisinden Allah razı olsun”.

Kılıç o dönemde 6 saat açık görüş olduğunu söyleyerek “Şimdi bunları telaffuz edemiyoruz. Sonrasında babamı F tipine aldılar. F tipine nazaran E tipi cezaevinin sıkıntısı çok azdı. Hatta babam F Tipine gittiğinde E Tipini özler olmuştuk. Eskişehir’den sonra babam Kandıra ve Sincan F Tipi cezaevlerinde kaldı. Kandıra cezaevi dağlık bir yerdeydi. Birkaç defa ziyaret saatini kaçırıp geri döndüğümü biliyorum. Zaten kısa olan bir görüş saati vardı. Bir de kapıda birkaç noktada arama oluyordu. İçeri girene kadar zaman geçmiş oluyordu. Sincan cezaevi de Kandıra gibiydi” dedi.

“AB’ye uyum sürecinde yapılan politikalardan biri bu operasyondu”

Tekrar operasyondan ve davadan bahseden Kılıç, “Avrupa Birliği Türkiye’den ülkesindeki faili meçhulleri aydınlatmasını istedi. Bizimkilerin herhangi bir cemaate mensubiyetleri yoktu. Herhangi bir örgütün arka bahçesi değillerdi. Onları kurtaracak dayıları, tanıdıkları yoktu. Bu yüzden ‘en güçsüz ve en çok sesi çıkan örgüt’ olarak seçildiler ve içeri alındılar. Selam Gazetesi’nin cesur yayını bu şekilde egale edildi. Dağıtıcısından okuyucusuna kadar herkese operasyon yapıldı” dedi. Kılıç, “O zamanlar mucize gibi bir olay yaşadık. Uğur Mumcu’nun öldürüldüğü gün Abdülhamit Çelik’in düğünü vardı. Hepimiz oradaydık. Tatbikatları yapan polisler ve mahkeme bunu açıklayamadılar tabi. Hatta savcı, kendisine yanlış bilgi verdiği gerekçesiyle polisler hakkında soruşturma başlattı. Bu meseleden sonra davetiyeyi basan davetiyeciye kadar herkes baskı altına alındı. İstanbul ayağından bir şey çıkmayacağını anladıklarında Ankara ayağını başlattılar. O operasyonda içeri alınan 3 kişi ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası aldı. Şu anda mahpuslar” diyerek delillerin yetersiz ve sağlam olmadığı bir davada tarafgir bir tutum sergilendiğine dikkat çekti.

Faili meçhul cinayetlerin mağdurlarının bile katillerin bulunduğuna hala inanmadığını belirten Kılıç, mahkemenin buna dikkat etmediğini ve bunun gibi bütün çelişkileri görmezden geldiğini söyledi ve ekledi: “Topluma kazandırma yasası ile babamları dışarı çıkardılar. Yargıtay, bu yasanın bizimkilere uygulanmaması gerektiğini söyledi ve dosyayı iade etti. Mahkeme tekrar buna göre karar verdi. 19 Mart 2014 Çarşamba günü ise Yargıtay’da karar duruşması var. Onama veya bozma ihtimali yarı yarıya”.

Söyleşi, katılımcıların sorularının cevaplandırılması ile son buldu.

Söyleşi ile ilgili linke buradan ulaşabilirsiniz.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s