19- Av. İlhami Sayan

Av. İlhami Sayan, Bir Cezalandırma Aracı Olarak Cezaevlerinin Meşruiyetini Değerlendirdi

Hapis Cezasının, suçun ve cezanın şahsiliği ilkesine aykırı olduğunu söyleyen Av. İlhami Sayan, devletin, insan fıtratına aykırı olarak kişiyi cezaevine koyduğunu ve onu insanlıktan çıkardığını ifade etti.

MAZLUMDER Cezaevi Komisyonu tarafından düzenlenen Cezaevi Söyleşileri’nin 19.’sunun konuğu, Ceza Hukuku alanında uzman ve birbirinden farklı mahiyetteki davalarda müdafilik yapmış olan Av. İlhami Sayan’dı.

23 Şubat Cumartesi günü MAZLUMDER İstanbul Şubesi’nde yapılan söyleşi, komisyon başkanı Av. Kaya Kartal’ın açılış konuşması ile başladı.

Kaya Kartal’dan sonra söz alan İlhami Sayan, “Bana MAZLUMDER’de konuşma teklifi gelince doğrusu tereddüt ettim. Çünkü bildiğim kadarıyla, buradaki konuşmaların genel konsepti mağdurdan doğrudan mağduriyetlerini dinlemek üzerine. Doğrusu ben her avukat gibi bu olayda mağdurdan çok bir izleyici rolünde oldum. Yaşayan birçok meslektaşımız olmasına rağmen ben cezaevi mağduriyeti yaşamadım. O yönüyle mağduriyet yerine mağduriyetlerin sebepleri ve dışarıdaki insanların ilgisizliği, Türkiye’deki cezaevi durumu, tarihi açıdan cezaevi durumu, suç, ceza nedir ve bunların İslam hukukundaki yeri üzerine konuşabiliriz” diyerek sözlerine başladı.

Cezaevi konusuna girmeden önce suçun ve cezanın İslam Hukukundaki ve Modern Hukuktaki tanımını  yaptıktan sonra bildiğimiz manada hapis cezasının İslam Hukukunda yerinin olmadığını, ceza vermekten çok kişiyi yıldırmak veya bir şeyi yapmaya zorlamak ve yargılamayı korumak amacıyla verilen kısa süreli hapis cezalarının olduğunu ve bugünkü gibi 20-30 yıl veya müebbet hapis cezalarının söz konusu olmadığını söyleyen Sayan “Bugünkü anlamda  Müslüman memleketlerinde cezaevlerinin tarihi 100-200 yılı geçmez.” diyerek cezaevlerinin sonradan üretilmiş, modern bir kurum olduğuna vurgu yaptı.

İlhami Sayan, hapis cezalarının, modern hukukun büyük iddiası olan suç ve cezada şahsilik ilkesine aykırı olduğunu belirttikten sonra, halen cezaevlerinde bulunan birçok mahpusun, yargılamalardaki yanlışlıklardan, usul hatalarından ve kendilerini yeterince savunamadıklarından dolayı suçsuz bir şekilde mahpus olduklarını söyledi.

Şu anda on binlerce insanın uzun süreli veya müebbet ya da ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarıyla içeride bulunduğunu söyleyen Sayan, bunların büyük bir çoğunluğunun gerçek manada suçsuz olduğunu, bir kısmının usul hatalarının sonucu olarak, bir kısmının da suçsuzluğunu anlatamadığı için, diğer bir kısmının ise yargılamaların sakat anlayışı nedeniyle cezaevinde tutulduğunu ifade etti.

Cezaevi modern hukukun Türkiye’ye getirdiği bir kavramdır.  

Cezaevlerinde yatan mahpusların durumundan sonra, özellikle İslami camianın cezaevlerindeki mahpuslara karşı ilgisizliğinden bahseden Sayan, “Türkiye’de hiçbir Müslüman, cezaevine kendisini yakıştıramıyor. Kendisinin başına gelmeyeceğini düşünüyor. Bu yüzden oradaki mağduriyetleri görmek istemiyorlar.” diyerek, Müslümanların tepkisizliğinden ve kabullenişinden bahsetti ve bunun ‘dindar kesimin devlete olan güveninden kaynaklanan bir durum’ olduğunu ve bu güvenin sanal ve karşılıksız olduğunu söyledi.

Sayan, hakim ve savcıların toplumdan uzak olduğunu, dışarıda görülemediğini ve bundan dolayı hakimlerden ve savcılardan adalet beklemenin en kötü anlamıyla iyimserlik olduğunu belirterek sözlerine şöyle devam etti: “Çünkü bunlar hayatı tanımazlar ve insanları bilmezler. Onlar insanları sadece yargılanacak ve ceza verilecek, istisna olarak beraat verilecek kişiler olarak görürler. Bazı hakimler de sanıkları dövecekmiş gibi davranırlar, sanıkları kanun hükümleri yanında kendi din yorumları ve ahlaklarıyla da yargılarlar ve kanunda yazan indirim sebeplerini belirli önyargılarından dolayı kullanmayıp daha çok ceza verme eğilimindedirler”.

Son zamanlarda MOBESE kameralarının ve sıkı takiplerin suç işlemeyenleri de baskı altına aldığını söyleyen Sayan “Suçu tamamen devletin belirlediği noktada, devlet her an her şeyi suç olarak gösterebilir. Bugün yaşananlar iki sene önce kimsenin aklına gelmezdi.” dedi.

Devletin, insan fıtratına aykırı olarak kişiyi cezaevine koyduğunu ve onu insanlıktan çıkardığını söyleyen Sayan, “5 yılın üzerinde F tipi cezaevlerinde kalmış insanlarla tanıştıysanız, o insanlarla yüz yüze bakmadan anlaşamadığınızı görürsünüz. Başka tarafa bakarken konuşursanız o kişi sizi algılamaz. Çünkü insanlar cezaevinde 10 metre ötesini göremiyor. Cezaevlerinin duvar renkleri bile psikolojik olarak baskılamak için seçiliyor” diyerek cezaevlerinin potansiyel olarak beden ve ruh sağlığını tehdit ettiğine vurgu yaptı.

Sayan, devletin torba yasalar gibi torba dosyalarla kendisine aykırı gördüğü her fraksiyondan insanı aynı dosyaya eklediğini söyleyerek, “Eskiden Hakkâri’de suç işleyen bir kişi Hakkâri’de, Edirne’de suç işleyen bir kişi Edirne’de cezaevinde yatıyordu. Şimdi Hakkâri’den bir şahsı Edirne’ye, Edirne’den birini Kırklareli’ne, Kırklareli’ndekini Kırıkkale’ye veriyorlar. Ya da kişi başka bir cezaevine mesela ailesine yakın bir cezaevine gitmek istiyorsa da yönetim bunu kabul etmiyor. Böylece mahpus ailesine yakın bir yere gidemiyor. Mahpus tecrit ediliyor ve ailesi de onunla beraber cezalandırılıyor” dedi.

Av. İlhami Sayan konuşmasının devamında cezaevleri müdürlerinin çok geniş yetkilerinin olduğunu, mahpusların ziyaret kısıtlamaları, kalacağı oda, mahpusların okuyacağı gazetelerin, izleyeceği televizyon kanallarının belirlenmesi yetkisinin müdürde olduğunu, müdürün kanunlar üstü bir konumda olduğunu belirterek bunun ciddi bir sorun olduğunu söyledi. Cezaevlerindeki işkence hususuna da değinen Sayan, cezaevleri girişinde bulunan X-Ray cihazlarının da aslında bir kötü muamele ve taciz niteliğinde olduğunu ve bir mahpusun avukatla görüşmek için koğuştan çıkarıldığında arandığını, görüş odasının önünde arandığını, görüşmeden sonra arandığını ve koğuşa girerken yine arandığını ifade etti.

Bu sırada tekrar söz alan Av. Kaya Kartal, 112 acil servis personelinin bile cezaevinde X-Ray’den geçirilip arandığını, bunun sağlık personeline zaman kaybettirdiğini ve hasta mahpus yönünden ciddi riskler doğurduğunu vurguladı.

Daha sonra konuşmasına devam eden Av. İlhami Sayan, cezaevleri için seçilen ıssız yerlerinin de bir ceza niteliğinde olduğunu söyleyerek sözlerini şu şekilde sürdürdü: “O kadar yer varken cezaevini Silivri’ye yapmanın, Tekirdağ cezaevini otogarın yanına yapmak yerine şehir dışına ve çok uzak bir yere yapmanın mantığı yoktur. Bunlar tamamen kişiyi ailesinden tecrit etmek amacıyla yapılmaktadır. Zaten arkadaşları bu mahpusu ziyaret edemiyor. Bunun için savcı izni gerekiyor. Savcı izni alındığında da kişi fişlenmiş gibi oluyor. Böylece cezaevinde kalanlar tamamen tecrit ediliyor.”

Cezaevlerinde kalanlar için mektupların çok önemi olduğunu söyleyen Sayan “Bizim için mektup çok önemli değil belki ama cezaevindeki mahpuslar için mektup çok önemli. Gönderdiğiniz bir mektup mahpuslar için saatler ve belki de haftalarca moral kaynağı olabiliyor.” diyerek sadece ‘nasılsın’ yazan bir mektubun dahi çok önemli olduğunu vurgulayarak konuşmasını bitirdi.

Söyleşi izleyicilerin sorularının cevaplanması ile sona erdi.

Söyleşi ile ilgili linke buradan ulaşabilirsiniz.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s