17- Ziver Kartal

Ziver Kartal: “F tiplerinde tecridi tamamen hissediyorduk. Tecrit, ailemiz için de zulümdü”

MAZLUMDER Cezaevi Komisyonu tarafından düzenlenen Cezaevi Söyleşilerinin 17.’sine, ‘İslami Hareket Dosyası’ kapsamında 9 yıl cezaevinde kalan Ziver Kartal konuk oldu.

Programın açılışını yapan MAZLUMDER Cezaevi Komisyonu Başkanı Av. Kaya Kartal konuşmasında cezaevlerine ilişkin genel değerlendirmelerde bulundu.

Kaya Kartal’ın ardından söz alan Ziver Kartal konuşmasına MAZLUMDER’e teşekkür ederek başladı. MAZLUMDER’in Müslümanlar arasında unutulmaya yüz tutmuş bir konu olan cezaevleri konusunu diri tutma gayretinin çok anlamlı olduğunu dile getiren Kartal, konuşmasını mahpusluk deneyimini anlatarak sürdürdü.

“İşkencenin tek mantığı insanı psikolojik ve fiziksel olarak çökertmektir. O yüzden işkencecilere istediklerini verseniz de fark eden bir şey olmayacak.”

Cezaevi ve işkenceyle tanışmasının 1995 yılı sonlarına denk geldiğini belirten Kartal, “Gerçekten soğuk bir İstanbul vardı. 25 Kasım’dı yanılmıyorsam. Çeşitli üniversitelerde okuyan Müslümanlar da dahil 35 kişiyi aldılar. Sırf gündem olsun ses getirsin diye ilgili ilgisiz herkesi topladılar. O süreçte ben de gözaltına alındım” dedi. Gözaltında tutmanın o yıllarda 15 günlük hukuki bir süresi olduğunu belirten Kartal bu sürenin istenildiği takdirde bir 15 gün daha uzatılabildiğini söyledi. Kartal, gözaltı süresinde yaşadıklarını şöyle aktardı: “İşkence o zaman çok olağan bir şey sayılırdı. Falaka, Filistin askısı, çeşitli yöntemlerle kişiye boğulma hissi verilmesi, kaba dayak ve psikolojik işkence gibi yöntemler vardı. Bana yönelik bu işkence türlerinin hemen hepsi denendi. Örneğin kaç kez suda boğma hissi vermeye çalıştılar. Her defasında kendimden geçiyordum. Ayıltıp tekrar aynı şeyi yapıyorlardı. Soğuk havada soyup ıslatıyorlardı. Tabii aynı anda pervane tutmak suretiyle bunun etkisini artırıyorlardı. Eğer onlara istediklerini vermezseniz bu işkenceler devam ediyordu.”

“İşkenceciler bizden arkadaşlarımıza iftira atmamızı ve çeşitli ifadeleri zorla imzalamamızı bekliyorlardı. Elhamdülillah bunların hiçbirine muvaffak olamadılar.”

İşkence esnasında sürekli susuz ve uykusuz bırakıldıklarını, saçma müzikler dinlemek zorunda bırakıldıklarını belirten Ziver Kartal, “İşkenceciler bizden arkadaşlarımıza iftira atmamızı ve çeşitli ifadeleri zorla imzalamamızı bekliyorlardı. Elhamdülillah bunların hiçbirine muvaffak olamadılar” şeklinde sözlerini sürdürdü. Mahkemeye geliş gidişlerden önce, işkence izlerini silecek ilaçlar sürüldüğünü belirten Kartal, hâkim önüne çıkmadan uyduruk bir sağlık kontrolünden geçirildiklerini ifade etti. Ziver Kartal mahkemede pervasızlığın diz boyu olduğunu söyleyerek usul kurallarının çoğunun yargılama sırasında çiğnendiğini savundu. Tutuklandıktan sonra en az 1 yıl hâkim karşısına çıkarılmadıklarını da anlatan Kartal, bunun kişiyi önceden cezalandırmanın bir yöntemi olduğunu belirterek şunları söyledi: “Yani 1 yıl sorgusuz sualsiz yatıyorsunuz. Eğer suçsuz iseniz o bir yıl yanınıza kar kalacak. O zaman DGM vardı. DGM askeri vesayetin bir aracıydı. Bir askeri hakim sürekli olurdu. Bu mahkemeler çoğu insanın ahını taşımaktadır. Bu mahkemeler öylesine berbat bir şeydi ki kendinizi savunma hakkınız sürekli kısıtlanıyordu. Bunu dönemin Adalet Bakanı H. Sami Türk bile itiraf etmek zorunda kalmıştı.”

“Bize işkence eden polisler ilahiyat mezunuydu. Yaptıkları iğrençlikler yetmiyormuş gibi bir de işkence için fetva aldıklarını söylüyorlardı.”

Siyasi mahpus olmanın iki kat sıkıntısı olduğunu belirten Kartal, ailelerinin, avukatlarının bile onlarla aynı örgüttenmiş gibi muamele gördüğünü ifade edip, kendilerini ziyarete gelen yakınlarının takip edilip tehdit edildiklerini de vurguladı.

Hapse 24 yaşında girdiğini, çıktığında yaşının 30’u geçtiğini söyleyen Ziver Kartal sözlerini şöyle sürdürdü: “Birçok insan hapiste büyüdü. Zaman ve mekân algısı yoktu.  Gördüğümüz tek şey iğrençlikti. Bize işkence eden polis ilahiyat mezunuydu. Yaptıkları iğrençlikler yetmiyormuş gibi bir de işkence için fetva aldıklarını söylüyordu. Bir gün içlerinden biri ‘Senin yüzünden cumayı kaçırdım’ diyerek bize bağırıp çağırdı.”

“Bizi esas yıkan şey işkenceler değil Müslüman camianın ilgisizliğiydi.”

28 Şubat sürecinde kendilerine yakın olduğu iddia edilen kesimlerin de sus pus olduklarını belirten Kartal, o günlerde Fehmi Koru’nun dahi polislerin üzerlerine attıkları iftiraları olduğu gibi kaleme aldığını söyledi. Kendilerini en çok üzen şeyin işkencelerden ziyade aynı düşüncüleri paylaştıkları insanlardan destek görmemek olduğunu ifade eden Kartal, “Bu bizim için esas moral bozucu olan şeydi” dedi.

Cezaevi sürecinden de bahseden Kartal, tecridin başka bir veçhesi olarak tutuklanan arkadaşlarının ayrı cezaevlerine nakledildiğini belirtti.  Cezaevlerinin birer suç makinesi olduğunu gördüğünü ifade eden Kartal, “Uyuşturucu çarkı vardı. Bu çarka çomak sokamazdınız. Biz bundan rahatsızdık. Bir gün bu uyuşturucu çeteleri birisini öldürüp üzerimize atmak istedi. Biz de bunun üzerine kapıları kapattık ve sayım vermiyoruz, dedik. Askerler bizi zorla , dayaktan geçirerek derdest ettiler ve Bursa Hapishanesi’ne sürgün ettiler. Sevkler sırasında tuvalet ihtiyacınızı eliniz kelepçeli gidermek zorunda bırakılıyordunuz. Kantinde ihtiyaçlarınızı normalden iki katı fazla para ödeyerek temin edebiliyordunuz. Özellikle Eskişehir Cezaevi’ndeyken ısıtma büyük bir sorundu. F tiplerinde tecridi tamamen hissediyorduk. F Tiplerinden önce hapishanede diri kalmak için eğitim ve derslerimiz olurdu. Toplu ibadetler yapardık. F tipinde bu ihtimal sıfıra indirilmeye çalışılıyor. Ailenle telefon görüşmesine dahi götürülürken tam üç defa aranıyorsunuz. Ailenizin evi uzaksa ve görüşmeye 1 saat gecikmişse görüşme olmuyordu. Düşünün 24 saat yol teptikten sonra görüşemeden eve dönüyorsunuz. Tecrit ailemiz için de zulümdü” şeklinde sözlerini sürdürdü.

“İşkencede yaraladıkları Cengiz’in hapishanede ölmesini beklediler. Ona gazetelerde bebek yüzlü canavar deme alçaklığında bulundular.”

Hapishanelerin sağlam insanları hasta ettiğini belirten Ziver Kartal, özellikle siyasi mahpusların bu durumunun görmezden gelindiğini belirterek şunları söyledi: “Arkadaşımız Cengiz Sarıkaya bunlardan biri. Kendisi sapasağlam bir delikanlıydı. İşkenceler sırasında İşkencecilerin kafasına vurdukları darbeden ötürü felç geçirdi. 6 ay bitkisel hayatta kaldı. Hafıza kaybına uğradı. Ama yine de dışarıda tedavi görmesine izin vermediler. Hapishanede ölmesini beklediler. İhtiyaçlarını biz gideriyorduk, tırnaklarını bile biz kesiyorduk.  Anne babası her gün oğlunun çıkmasını bekliyordu. 12 yıl cezaevinde kaldıktan sonra bırakıldı.”

“Devlet siyasi mahpuslara insan gözüyle bakmıyordu. Hayata Dönüş ve Noel Baba Operasyonları bunların en çarpıcı örneğidir”

Kartal, sürekli sevklere maruz kaldıklarını ifade ederek kendilerini adli mahpusların içine koymak istediklerini böylece müktesep haklarının ellerinden alınmak istendiğini sözlerine ekledi. En son Metris’e sürgün edildiğini aktaran Kartal, adli mahpusların çıkardığı bir isyanda yakılan koğuşlarda insanların yanarak öldüğünü ifade etti: “Hayatım boyunca öyle bir bağırışı, öyle bir çığlığı duymamıştım. Devlet siyasi mahpuslara insani bir gözle bakmak istemiyordu. Kendisine karşı bir suç işlenmişse, affetmeyi bırakın; o kişiye her türlü muameleyi reva görüyordu. Hayata dönüş ve Noel Baba Operasyonları bunun en çarpıcı örnekleridir.”

Program, katılımcıların sorusunun cevaplanmasının ardından sona erdi.

Yazının devamı için lütfen tıklayınız…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s