12- Cemal Çınar     

Cemal Çınar: “Cezaevinde ezan okumak yasaktı, yemekhane duvarları pisti, klima yasaktı ve koğuşların kapasitesi yetersizdi”

MAZLUMDER Cezaevleri Çalışma Grubu tarafından düzenlenen Cezaevi Söyleşilerinin 12.’si, 22 Haziran Cumartesi günü MAZLUMDER İstanbul Şubesi Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi. Program, MAZLUMDER Cezaevleri Çalışma Grubu Başkanı Av. Kaya Kartal’ın açılış konuşması ile başladı. Açılış konuşmasının ardından programın konuğu Cemal Çınar, kısa bir dua ve selamlama ile konuşmasına başladı.

Aslen Şanlıurfa/Siverekli olduğunu belirten Çınar, 1985 yılından 2000 yılına kadar imamlık yaptığını, daha sonra ise yaklaşık 5 yıl Kur’an Kursu hocalığı yaptığını ifade etti. İmamlık görevini sürdürdüğü dönemde, özellikle 28 Şubat kararları ve devamındaki süreçte kendisinin de bir takım sıkıntılar yaşadığını dile getiren Çınar: “28 Şubat Kararlarından sonra müftülük tarafından çağırıldım. Yaşanan süreç sebebi ile kurban seçildiğimi anlamıştım. 3 Mart 1997’de müftülükte yaptığım görüşme sonrasında Şanlıurfa Viranşehir’de küçük bir köye tayinim çıkarıldı. Cemaati az olan ve gözlerden uzak kalan bu köye açıkça sürgün edilmiştim” dedi.

28 Şubat süreci itibari ile 4 defa gözaltına alındığını ve bu göz altıların 2’sinde tutuklandığını belirten Çınar: “İlk gözaltı işlemi 1998 yılında, sürgün edildiğim köyde gerçekleşti. Kalabalık bir polis ekibi, panzer ve askeri araçlar eşliğinde gece yarısı evime operasyon düzenledi. Eşime, çocuklarıma ve bana karşı kaba bir tutum sergilendi. Yapılan işlemlere direnmememe rağmen çocuklarımın önünde beni rencide ettiler. Önce ifademi alıp serbest bırakacaklarını söylediler. Daha sonra ise ifademin alınmasının ardından Şanlıurfa Terörle Mücadele Şubesine sevk edildim” şeklinde ifadelerde bulundu.

Bu operasyon neticesinde 4 gün 4 gece süren gözaltında yoğun işkenceye tabi tutulduğunu belirten Çınar, gözaltı süresince yaşadıklarını şöyle anlattı: “Gözaltında özellikle psikolojik olarak baskı ile muhatap oldum. Fiziki olarak da yıpratılmaya çalışıldım. 4 gün 4 gece boyunca sadece iki kere yemek yedirdiler. Gözlerim kapalı ve çırılçıplak vaziyette tutuldum. Namaz kılmak için elbise istememe rağmen taleplerim reddedildi. Bu halimle namaz kılmak zorunda kaldım. Namaz kılmak istediğimde polisler, ‘Sen Müslüman değilsin, senin namazın kabul olmaz’ şeklinde cevaplar verdiler. Bana işkence yapanların da kendilerine Müslüman demesi ve bana da Müslüman olmam sebebi ile işkence yapılması anlaşılır bir durum değildi. O günkü zor şartlarda kıldığım namazlarıma, şu anki namazlarıma göre 2 kat daha fazla hamd ediyorum. Üstüme sürekli su dökülüyordu. Vücudumun belirli noktalarına elektrik veriliyordu. Filistin askısı diye adlandırılan ve aslında gerçek adı İsrail askısı olan asılma yöntemiyle asılarak işkence gördüm. Bazen de ellerim arkadan bağlı şekilde kollarımdan yukarıya doğru kürek kemiklerim zorlanarak asıldım. Konuşmam ve direnmeyi bırakmam için bazen de polisler, ‘Bak şu adama, konuştu ve işkence görmedişeklinde sözlerle tanımadığım insanları bana gösteriyorlardı”.

Yapılan işkenceleri anlatan Çınar, işkence mekanları ve işkence sonrası ile ilgili olarak: “İşkence yerin altında özel hazırlanmış yerlerde yapılıyor. Buralarda ses yok, ışık yok. Kıldığımız namazları bile hangi vakitte kıldığımızı bilmiyorduk. İşkenceden sonra ise medyada kara propaganda için basının karşısına çıkarıldım. Beni bir masanın önüne getirdiler. Masanın üstünde ise hiçbiri bana ait olmayan silahlar ve mermiler vardı. Bu portre ile akıllarınca beni ve benim gibi diğer Müslümanları toplum nazarında terörist olarak göstermeye çalışıyorlardı” dedi.

Tüm bu işlemler sonrasında ise tutuklandığını dile getiren Çınar, Bingöl Cezaevine götürüldüğünü, 3 ay burada tutulduğunu ve ilk celsede beraat ettiğini dile getirdi. 14 Şubat 2000 tarihinde tekrar gözaltına alındığını belirten Çınar, bu gözaltı işleminde de işkence ile muhatap olduğunu ifade ederek bu ikinci gözaltı işlemine ilişkin şunları söyledi: “Evime yapılan ikinci baskında oğlumun, ‘Baba, baba’ seslerini hala unutamıyorum. Bu baskında eşim bana, ‘Sen git, ben çocuklara bakarım, bizi merak etme, biz idare ederiz, gözün arkada kalmasın’ gibi sözleri ile destek çıktı. Eşimin bu sözleri polisleri bile hayrete düşürdü. Bu ikinci baskında da Şanlıurfa-Viranşehir’de 4 gün 4 gece gözaltında tutuldum. Burada da polisler, ördek gibi yürü, duvarda sandalye gibi dur vb. saçma ve aşağılayıcı yöntemlerle baskı ve işkence uyguladı”.

2. gözaltı işlemi sonrası tutuklanarak Şanlıurfa Cezaevine götürüldüğünü belirten Çınar, cezaevinde yaşadıkları ile ilgili olarak: “Şanlıurfa Cezaevi’nin genel şartları o dönem çok kötü idi. Şu an dahi hiçbir şey değişmiş değil. Sakal bırakmak yasaktı. Ezan okumak yasaktı. Sıcak su günde sadece 10 dakika akıtılıyordu. Gece saat 12.00’de bile sayım yapılıyordu. Yemekhanenin duvarları sanki tamirhane duvarları gibi yağlı ve simsiyahtı. Havalandırma yetersizdi. Klima ve vantilatör kullanımı yasaktı. Özellikle yaz aylarında cezaevinde tutulmak, mahpuslar için haşlanmak gibiydi. Koğuşların kapasitesi yetersizdi. 14 kişilik koğuşlarda 22 kişi kalıyordu. Cezaevindeki bu gayri insani şartlara karşı mahpuslar direnerek kısmi düzelmeler sağladı. Ancak yine de hala sorunlar mevcut” şeklinde ifadelerde bulundu.

Daha sonra ise özel olarak cezaevlerindeki sağlık problemlerine değinen Çınar, birçok mahpusun hastalık ve tedavisizlik sebebi ile cezaevinde sıkıntı yaşadığını, öldüğünü söyleyerek “Bir de devlet pişkin pişkin bu ölen mahpusların ailelerinden cezaevi masrafları için tazminat talep ediyor. Sağlık problemi sebebi ile revire gittiğinizde size üç ay sonrasına gün veriliyor. O zamana kadar hiçbir müdahale yapılmıyor. Bolu F Tipi Cezaevinde tutulan Cihan Yeşil ve yıllarca cezaevinde tutulup felçli olan, ancak daha birkaç gün önce tahliye edilen Fikret Bayram, cezaevlerindeki sağlık probleminin iki önemli örneğidir” dedi.

Cemal Çınar, Bingöl Cezaevi’nde 3 ay, Şanlıurfa Cezaevi’nde 40 ay tutulduğunu belirterek, bu gözaltı ve tutuklama işlemleri neticesinde beraat etmesine rağmen Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından imamlık görevine son verildiğini ifade etti.

2010 yılında İstanbul’da sırf bir ihbar e-maili sebebi ile yapılan bir operasyonda tekrar gözaltına alındığını söyleyen Çınar, bu gözaltı işlemi neticesinde savcılık tarafından serbest bırakıldığını belirtti. Dördüncü gözaltı işlemini de geçen yıl İran’a gidip gelmesi sebebi ile yaşadığını belirten Çınar: “Geçen yıl İran’a gitmiştim. Dönerken daha sınır kapısında gözaltına alındım. Telefon dinlemeleri sebebi ile bazı sorular sordular. Telefon konuşmalarında geçen, “hocam”, “taziye”, “hımmm” gibi gündelik ve sıradan kelimelerin ne anlama geldiğini sordular” ifadelerinde bulundu.

Cezaevi süreci ile ilgili son olarak Çınar, “28 Şubat süreci ile yaklaşık 25.000 Müslüman gözaltına alındı. Bunlardan yaklaşık 13.000’i tutuklanarak cezaevine gönderildi. Şu an bile hala yaklaşık 3.000 mahpus, sırf Müslüman olduğu için cezaevinde tutuluyor. Cezaevlerinde Hz. Yusuf’u, Yusufi Medreseleri, inzivayı ve tefekkürü öğrendik. Cezaevleri bizi korkutmadı” dedi.

Program, izleyicilerden gelen soruların cevaplanması ve Av. Kaya Kartal’ın kapanış konuşmasıyla son buldu.

Söyleşi ile ilgili linke buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s