Yusuf’un Medrese Kültürü Nasıl Olmalı – Bekir Kurtuluş / Bursa H Tipi Cezaevi

yusuf

Hizb-ut Tahrir’in 2010 Lübnan konferansına tercüman olarak katıldığı gerekçesiyle örgüt üyeliğinden mahpus edilen makine mühendisi Bekir Kurtuluş’un cezaevi tecrübelerini ve tavsiyelerini içeren Mektubu

YUSUF’UN MEDRESE KÜLTÜRÜ NASIL OLMALI

Sene 2014, 28 Şubat’ın üzerinden 17 yıldan fazla zaman geçti. O dönem BÇG, fişleme, delil üretme gibi yollarla, uyduruk bahanelerle; başörtüsü zulmünü, imam hatip haksızlıklarını, İslâm âlemindeki katliam ve zulümleri protesto ettiklerinden dolayı hapse atılanların bir kısmı hâlâ içeride. Bir kısmının dosyaları Yargıtay’dan yeni onaylanıp içeri alınıyorlar. Bir kesim İslâmcıya ise uzatmalı 28 Şubat süreci uygulanıyor. Neredeyse her sene operasyonlar yapılıp bazıları içeri alınırken, geride kalanlara baskı ve yıldırma politikası uygulanıyor.

Bu cezaevi giriş-çıkış tecrübeleri ile yaşamak durumunda bırakılan Müslümanlar, tarihteki bütün hak ve dava taşıyıcılarının geçtiği gibi bir imtihan, nefis terbiyesi ve tezkiye/arınma ortamından geçmektedir. Bu tecrübeler Müslümanların bir cezaevi kültürü geliştirmelerini sağladı. Bu makaledeki tavsiyeler hayatımın çeşitli dönemlerindeki giriş-çıkışlarımdan ve halen bulunduğum Bursa H Tipi Cezaevi’nde elde ettiğim tecrübelerimden meydana gelmektedir. Bazı tavsiyeler de çevremdekilerin yaşadıklarından gözlemlediğim tecrübelerden oluşmaktadır. Şunu da bilmenizi isterim ki bu nasihatlerin sadece cezaevi hayatı için değil, her türlü toplu yaşam alanları ve sosyal ilişkiler için genelleyebilirsiniz.

Medresedeki İslâm Şahsiyeti

En başta şunu belirtmek isterim ki hangi sebeple içeri girmiş olursa olsun bir Müslüman için cezaevi bir Medrese-i Yusufiyye’dir. Burada kaldığı müddetçe vaktini hem Rabbine yaklaşmak, hem kendisine ve çevresindekilere faydalı olmak için değerlendirmesi Müslümanın üzerine vaciptir. Buraları “medreseye” çevirmek de “zindana” çevirmek de bizim elimizde olan bir durumdur. Müslüman şahsiyetinin iki yönü vardır. Birincisi nefsiyet, ikincisi zihniyettir. Nefsiyeti geliştirmenin yolu ise İslâmî kültürü artırmaktır. Bu sayede seçkin bir şahsiyet meydana gelmiş olur. Dışarıdayken çoğu zaman vakitsizlik veya yoğunluk bahaneleriyle ihmal ettiğimiz nafile ibadetler için burada mazeret bulunmamaktadır. Kur’an okuma, ezberleme, nafile namazlar ve oruçlar için burada bolca vaktimiz oluyor. Hakkını vererek yatan için ise vakit dar bile geliyor. Önemli olan istemek ve programlamak, bunlar olduktan sonra gerisi geliyor. Özellikle ömürde bir defa ya da senede bir defa veya daha sık kılınması tavsiye edilen “Tespih Namazı” gibi nafileleri ilk fırsatta eda etmek, kaçırmamamız gereken fırsatlardandır. Nafile ibadetler hususunda gizlilik esas olmakla beraber içinde bulunduğumuz bu daracık fakat kalabalık ortam içinde her zaman bunu saklama imkânı olmayabiliyor. Bu yüzden teheccüd, kuşluk, evvabin, şükür, hacet gibi nafile namazlar ve pazartesi perşembe oruçları gibi nafile oruçlardan geri kalmak için kendimize mazeret üretmemeliyiz. Kur’an’ı Kerim kıraati ve hatmi için ise Sünnet olan zaten cerhî, yani sesli ve tecvidli olarak okunmasıdır. Bu konuda olabildiğince her gün yapabiliyorsak bir cüz okumak evlâ olanıdır. Tabii ki mealen ve tefsirlerden de Allah’ın kelamını, emir ve yasaklarını ibret ve teselli dolu kıssaları öğrenmek Kur’an’ın “anlaşılsın ve yaşansın diye” gönderilme amacına uygun bir talim olacaktır. Bu konularda edilgen değil, etken olmamız gerekmektedir. Yani başkalarından görmeyi beklemeyip “kim hayırda bir çığır açarsa” bilinciyle bizzat kendimiz çevremize öncü olmamız gerekir. Biz öncülük edersek kararsızlara cesaret olur, isteksizlerin de iştah duymalarını sağlarız.

Bilmek ve uygulamak sorumluluğu kadar öğrenmek ve öğretmek sorumlulukları da omuzlarımızın üzerindedir. Kendi yaşantımız için fıkıh öğrenmeye ihtiyacımız olduğu gibi çevremizdekilerin amelî konulardaki sorularına cevap verebilmek amacıyla da fıkhî bilgimizi genişletmemiz gerekmektedir. Bu konuda Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem Ebu Zerr RadiyAllahu Anh’a şu nasihatte bulunmaktadır:

“Ey Ebu Zerr! Senin sabahleyin gidip Allah’ın kitabından bir ayet öğrenmen, yüz rekât nafile namaz kılmandan hayırlıdır. İlimden bir bölüm öğrenmen, ister o vakit o ilimle amel ediyor ol veya olma (teyemmüm bahsi gibi) bin rekât nafile namaz kılmandan daha hayırlıdır.” (İbni Mace)

İlmî konuların yanında Kaza-Kader, rızık, ecel, gibi akaidi konularda da sağlam görüşlere sahip olmalıyız ki çoğu hurafe ve kocakarı masalına dayalı olan geleneksel/taklîdi imana sahip olan insanlarda tutarlı ve akla dayalı bir iman inşa edebilelim. Bu hurafeler konusu en zorlu konulardan biridir. İçeride veya dışarıda insanların kurtulmakta en çok zorlandıkları konuların başında yer almaktadır. Bu yüzden hurafeler konusunda çok acele etmemeli, uygun durum ve zamanda konuya değinmeliyiz. Aksi takdirde “her şeye itiraz eden, dolayısıyla sözüne kulak verilmeyen” birisi olarak algılanırız ve muhatabımızla aramızda yalıtkan bir duvar oluşur. Bu durumda çevremizdekilere faydamız dokunmaz. Uygun fırsatı bulur bulmaz ise en kuvvetli aklî ve naklî delillerle konuyu izah etmeliyiz ki ikna edici olabilelim.

Cezaevinde en önemli konuların başında namaz gelir.

اتْلُ مَا أُوحِيَ إِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ وَأَقِمِ الصَّلَاةَ إِنَّ الصَّلَاةَ تَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاء وَالْمُنكَرِ وَلَذِكْرُ اللَّهِ أَكْبَرُ وَاللَّهُ يَعْلَمُ مَا تَصْنَعُونَ

“Muhakkak ki namaz insanı hayâsızlıktan ve kötülüklerden alıkoyar.” (Ankebut 45)

Özellikle de cemaatle kılınan namaz ve bunların arasından Sabah Namazı körük gibidir. Kötülüklerden ve kötülerden koğuşu temizler.

Türkçe’nin azizliğindendir cezaevinde kalmayı ifade ederken “cezaevinde yattım” ifadesini kullanırız. Bu kullanımın uygulamaya da etkisi görülür. Arapça’da ise “celestu fi’s sicni” yani “cezaevinde oturdum” ifadesi kullanılır. İnsan oturarak geçirdiği zamanı okuyarak, düşünerek ve sohbet ederek değerlendirebilir. Bu oturmalardaki görevlerimizden biri de bilmeyenlere tecvidiyle beraber Kur’an okumayı öğretmektir.

Cezaevi Toplumu

Cezaevi ortamı bir çeşit minyatür toplum prototipidir. Zira aranızda isteseniz de istemeseniz de sürekli ilişkilerinizin olduğu bir insan topluluğunun içinde yaşıyorsunuz. Toplum şöyle tarif edilir: “aralarında sürekli ilişkilerin bulunduğu ve bu ilişkilerin belli bir nizama göre yürütüldüğü insan topluluğu/kitlesidir.” Toplumsal nizamlar ideolojilerden çıkarken “toplumun” küçük ölçeklisi olan “koğuş” topluluğunun nizamını ise koğuş örfü belirler. Cezaevi kültürünün genel geçer kuralları teamül haline gelmiş olsa da her koğuşun kendine has kuralları/nizamı vardır. Cezaevi teamülleri; oturma, kalkma, konuşma, susma, volta adabı gibi konuları içerir. Koğuşa has kurallar ise ışık sönme/sessizlik saati, temizlik kuralları, yatma düzeni, dolap paylaşımı, banyo sıra düzeni, yemek/sofra hazırlığı ve sonrası toplama, temizlik ve yardımlaşma kültürü gibi konuları içerir.

Her koğuşun kendisine has bir atmosferi vardır, bunu müşterek duygu ve düşünceler belirler. Örneğin bazı koğuşlarda ibadet ve maneviyat atmosferi daha barizken; bazılarında televizyon, müzik, oyun ve eğlence daha belirgin/belirleyicidir. Bilinçli bir Müslüman bulunduğu koğuşta atmosferi etkiler. Kendisinin düzeni kurmadığı, sonradan dahil olduğu koğuşa gelir gelmez atmosferi etkileyemezse de ilmine ve şahsiyetine duyulan saygı ve mizacının ağırlığı ile zamanla atmosfer değişir. Bunun için İslâm şahsiyetine sahip kişi, içinde bulunduğu ortamı, örfü, kamuoyunu/efkâr-ı umumu çok iyi gözetlemeli ve kamuoyuna tesir edip İslâmî bir kamuoyu meydana getirmeye çalışmalı. Atmosfer zorla/zorbalıkla değişmez. Böyle bir çabaya girerseniz “istenmeyen adam” olursunuz.

Davranışlarınızda samimi olun, içinizle dışınız bir olsun. Olduğunuzdan farklı görülmeye çabalamayın. Kimse gerçek karakterini fazla gizleyemez. Hiçbir kâse kapasitesinden fazlasını taşıyamaz. Fazlasına talip olanın kapasitesini/hacmini artırmaktan başka yapabileceği bir şey yoktur. Samimi ve içten olacağım derken de ağırbaşlılığınızı kaybetmeyin. Bulunduğunuz koğuştaki her bir ferdi iyi analiz edin ve herkese seviyesine göre davranın. Ya samimiyetinizi artırın ya da aranıza mesafe koyun. Böyle yapmazsanız geçimsizlikler ve gereksiz tatsızlıklar meydana gelir. Herkes bir olmaz, herkese düzeyine göre ve aldığınız karşılığa göre davranın. Eğer karşı taraf davranış seviyesini düşürüyorsa siz düşürmeyin, sadece mesafe koyun ki anlaşmazlık çıkmasın. Eğer yükseltiyorsa inat etmeyin siz de tekrar yaklaşın ve asla unutmayın her zaman siz haklı olamazsınız, empati kurun. Buralarda göreceğiniz insanların hepsi kendine has karakterdedir. İnsanların fıtratları farklı farklıdır. Ağır abisi, boş kabadayısı, gevezesi, bunalım takılanı, intihara eğilimli olanı, kendini kesen psikopatını görebileceğiniz gibi, ağırbaşlı, zeki, tövbe edip Allah’a yönelmiş veya masum yatana da rastlayabilirsiniz. Dışarıdaki konumu ne olursa olsun, herkesin buradaki konumu ve saygınlığı kişinin davranışlarıyla orantılıdır.

Uzun süreli ilişkilerde muhakkak küçük-büyük anlaşmazlıklar olur, bu kaçınılmazdır. Önemli olan bu durumlarda İslâm ahlakına uygun bir tavır sergileyebilmektir.

ادْعُ إِلِى سَبِيلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ

“Rabbinin yoluna hikmetle (delil göstererek) ve güzel sözle davet et.” (Nahl 125)

Zor olanı bunu yapmak değil, öfke anında bunu yapabilmektir. Zira çoğu insanın nasihat verirken veya sükûnet halindeyken kendini güzel ifadelerle anlatabildiğini gördüğümüz halde; iş tartışmaya gelince serinkanlılığını koruyamadığına şahit oluruz. Yine bir hadisi şerifinde SallAllahu Aleyhi ve Sellem: “Kuvvetli kimse, pehlivan kişi değildir. Asıl kuvvetli kimse öfke anında kendine hâkim olandır.” (Müttefekun Aleyh) buyurmaktadır.

Müslümanın cezaevine girmesi tesadüf eseri değildir, el-Kâdir’in takdiridir. Dolayısıyla burada bulunmamızın mutlaka bir amacı vardır. Hem kendimiz hem de içinde bulunduğumuz çevreye karşı sorumluluklarımız ve ödevlerimiz vardır. Bunun anlamı her gördüğümüz yanlışa müdahale etmek ve onu anında düzeltmeye çalışmak değildir. Sabırlı ve müsamahakâr olmalıyız. Tepkisiz kalamayacağımız ve müdahale etmemizin kaçınılmaz olduğu konular bellidir. Bunlar da Allah’ın hürmetlerine, kutsallarına saygısızlık edilmesi durumlarıdır. Müdahale derken de kastettiğim kavga veya fiziksel anlamda müdahale değil, uyarmak ve ikaz anlamında müdahaledir. Zira çoğu kez “söz kılıçtan keskindir.” Hem fiziksel müdahaleden karşı taraf ibret/ders çıkaramaz ama tavır ve nasihat kişinin hatasını anlamasını sağlar.

Asla Kendini Salma

Cezaevi hayatında başınıza gelebilecek en büyük felaket çöküntüdür. Kendinizi ruhen saldığınız anda çökmeye başlarsınız. Bu da sonun başlangıcıdır. Asla boş vermeyin, her zaman kendinize hedefler belirleyin, onlara gidecek bir yol çizin ve programlı bir şekilde ona doğru yürüyün. Hedeflerinize ulaştıkça yerlerine yenilerini koyun ve standartlarınızı yükseltin.

Hem sağlığınızı korumak, hem de motivasyonunuzu yüksek tutmak için spor yapın, kitap okuyun ve fayda verecek sohbeti ihmal etmeyin. Zamanın, sağlığın, gençliğin, elinizdeki malın değerini bilin ve değerlendirin. Elinizdeki az da olsa, çok da olsa paylaşın, ikram edin. Paylaşmak malı bereketlendirir, azaltmaz. Sağlığınızı korumak için hafif de olsa muhakkak spor yapın. Cezaevinin en asgari sporu voltadır/yürüyüştür. Volta, ceza törpüsüdür derler. Törpüleye törpüleye cezayı eritir bitirirsiniz. Bununla beraber kalp, kas ve ruh sağlığınızı korumuş olursunuz. Günde en az bir saat volta veya kültür-fizik ya da kas çalışması yapın. Bu hem zindelik sağlayacak, hem de eklemlerinize, iç organlarınıza ve kemiklerinize iyi gelecektir. Bedenimiz bize bir emanettir, ahirette bizden hesap soracaktır, onu üzmeyelim.

Gelenekler Örfler ve Adaplar

Siyasi olmayan koğuşlarda insanlar şer’î hükümlere uyma hassasiyetinizden ziyade adap ve genel ahlakla ilgili hassasiyetinize dikkat ederler. Bunu göz önünde bulundurmak çevremizdekilere göre şekil almak anlamına gelmez. Şeriata muhalif olmayan, çoğunlukla da İslâm ahlakının gerektirdiği geleneksel hassasiyetlere dikkat etmek size bir şey kaybettirmez, bilakis kazandırır. Bu ortamda söz gelimi yemekten sonra tabağınızı “sünnetlemeniz” kıldığınız beş vakit namazdan daha fazla takdir görür. İnsanlara verecek bir mesajı olanlar için bu tür detaylar önemlidir.

Şakalaşmalarda her şeyi tiye almak marifet değildir. Esas marifet yalana yer vermeden, düşündürerek espri yapabilmektir. Bu konuda da ölçüyü korumak esastır. Ağırkanlı davranıp hiç espri/şaka yapmamak zaten tabiatı gereği sıkıntılı olan bu tür ortamlar için uygun değildir. Her şeye rağmen hayat devam ediyor ve bu ortamda dahi neşelenecek birçok şey bulunuyor.

“İnsanları güldürmek için yalan konuşan kimseye yazıklar olsun! Yazıklar olsun! Yazıklar olsun!” (Tırmizi)

Siyasi koğuşlarda ortak işler olan sofra hazırlanması, toplanması, süpürge, bulaşık, çay işleri vs. sırayla nöbetleşe yapılır. Adlî koğuşlarda ise bir meydancı vardır ve belli maddi ihtiyaçlarının giderilmesi karşılığında bu işleri üstlenir. Her iki durumda da yardımlaşma babından işe el atmaktan çekinmeyin, yardımlaşmaktan zarar gelmez, yardımlaşma insanlarla aranızdaki ülfeti artırır.

Huzur içinde geçinmenin yolu; insanları rencide etmeden, herkesin kendine özgü hassasiyetlerini gözeterek ölçülü bir şekilde muhabbeti sürdürmektir. Şunu da unutmayın ki, siz insanlara nasıl davranırsanız, karşınızdakinin de mislini yapmasına ruhsat vermiş olursunuz. Asla kendinize yapılmasını istemediğiniz şeyi başkasına yapmayın. Duyduklarınıza göre değil, gördüklerinize göre davranın.

“Her işittiğini (araştırmadan) anlatması, kişiye yalan olarak (günah olarak )yeter.” (Müslim, Ebu Davud)

İnsanları alenen kınamayın, kusur arayıcı olmayın, kusur örtücü olun. Yalnızca hatalar alışkanlığa dönüşürse uygun ortamda ve münasip bir lisan ile kişinin hatasının farkına varmasını sağlayın. İtham edici, ayıplayıcı olmayın, açıklayıcı, izah edici olun. İmalı konuşmalardan sakının, sorun yaşadığınız insanlarla teke tek diyaloğa geçin, sorunu açıklıkla ve samimiyetle çözmeye çalışın. Karşı taraf ne kadar katı ve görgüsüz olsa da muhakkak düşünecek ve kendisine çeki düzen verecektir. Sorun yaşadığınızda hatayı hep karşı tarafta aramayın. Belki de hatalı olan sizsinizdir. Bunu hep göz önünde bulundurun. Hatasını kabul etmek ve özür dilemek/helallik istemek bir düşüklük değil, bir erdemdir. Bunu kabullenmek hem kendi özgüveninizi artırır hem de saygı görmenizi sağlar.

İslam’da küsüşmenin de bir adabı vardır. Müslümanın üç günden fazla küs kalması caiz değildir. Üç günden öncede ilk selam verip diyalog başlatan övülmüştür. Ufak tefek şeyleri büyütüp kardeşlik bağlarını koparmak basit insanların acziyetidir. Erdemli kişinin hasleti ise sorundan ziyade çözüm üretmektir.  Genelde sürtüşme yaşandığı zaman her iki taraf, duygusallıktan dolayı olayları olduğundan büyük görür. Hâlbuki şu fani dünyada büyütülecek ne var ki? Dünyayı toplasanız kâinatta zerre etmez, hele bir mümin kardeşinizin kalbiyle kıyaslandığında kâinat bile bir hiç mesabesindedir. Sizce de öyle değil midir?  Bunu görebiliyorsak geçici olan dünya menfaatini değil ebedî olan ahiret yurdunu arzulamalıyız. Sevgi sorunları unutmayı sağlar, haset ise pireyi deve gösterir.

“İman etmedikçe Cennete giremezsiniz, birbirinizi Allah için sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız.” (Müslim)

Küskünlük sadece Allah için olursa caiz olur. Rasulullah’ın Tebük Gazvesi’nden geri kalan üç kişiye karşı küskünlüğü emrettiği gibi. Kimse mükemmel değildir. Herkesin kusurları vardır. Sorun yaşadığımız kişilerle karşılıklı sorunlarımızı halledemiyorsak hakeme başvurmalıyız. Her iki tarafın kararına teslim olacağı bir kişiye sorunumuzu anlatıp onun vereceği karara saygı duymalıyız.  Sorunlarımızı çözemeyecek kişilerle problemlerimizi paylaşarak asla dedikodu/gıybet etme konumuna düşmemeliyiz. Muhakkak ki dertleşeceğimiz dert ortalarımız, sırdaşlarımız olacaktır, diyaloglarımızda gıybet ile dertleşme arasındaki ince çizgiye dikkat etmeliyiz. Bu zarı yırtarsak gaflete düşeriz. Bu dertleşme işini F tipi gibi en fazla üç kişi kalınan ortamlarda uygulamak faydadan çok zarar getirecektir. Bu tip koğuşlarda her şeyin açıkça ve ortaklaşa konuşulması daha faydalı olacaktır. Bu F tipi sistemi zaten organize yapıların aralarındaki güveni zedeleyip parçalamak amacıyla tasarlanmıştır. Kuşku, şüphecilik, güvensizlik ve fitne atmosferi oluşturmak için üç kişi sınırı belirlenmiştir. Bu ortamda Müslüman şahsiyet bunun bilincinde olarak davranışlarına daha da dikkat etmek zorundadır. Daha anlayışlı, daha müsamahakâr, daha sık diyalog içerisinde olmalı, son derece açık iletişim halinde olmalı, komplekslerden ve egolardan uzak olmalıdır. Olabildiğince sorunları ortaklaşa çözmeye çalışmalı ve fedakârlıkta bulunmaktan çekinmemelidir.

Geçim problemleri kronik hal alıp çözümsüz bir noktada kilitleniyorsa “tebdili mekânda ferahlık vardır” diyerek yeni bir koğuşa yelken açabilirsiniz. Sık sık koğuş değiştirmek sizin “bir yerde tutunamadığınız” ve “geçimsiz olduğunuz” algısına yol açtığından dolayı çok tercih edilen bir durum değildir. Ama bazen de Allah’ın en çok kerih gördüğü mubahlardan olan “boşanma” gibi kaçınılmaz hale gelir. Sabredin, sebat edin, her şeyin bir yeri ve zamanı vardır. Emin olun dere yatağını bulur. Bazen koğuş değişimi bir tercih de olabilir. Ya kendinizi yetiştirmek için ilmin olduğu koğuşu tercih edersiniz veya sizin fayda sağlayabileceğiniz bir koğuşa davet edilmeniz üzere icabet edersiniz.

Şimdiki “y kuşağı” mahkûmları, eski mahkûmlar gibi değil. İstisnaları olmakla beraber; nasihat almayı pek sevmiyor, az düşünüyor, çok konuşuyor, çok biliyor, dinlemeyi sevmiyor, biraz da şımarık ve inatçı ama her şeye rağmen Müslüman. Ona bu yanını hatırlattığınız/kavramasını sağladığınız zaman kapılarını ve algılayıcılarını açıyor. Eski mahkûmların daha ağırbaşlı, bildiğinin ve bilmediğinin farkında, dinleyen, anlamaya çalışan ve ilme saygı duyan bir yapıları var. Bu olgunun bilinciyle hareket etmeliyiz. Muhatabımıza öncelikle gerçekten ilme ve fikre ihtiyacı olduğunu hissettirmek, sonra bilgi ve fikir vermek daha verimli olacaktır. Aksi takdirde ne kadar değerli bilgi verirseniz verin sindirim sorunu yaşanabilir. Fikrî düzey yavaş artan bir olgudur. Motoru devrine göre beslemeliyiz. Acele edersek hararet yapar ve sizi yarı yolda bırakır. Devrini alan bir aracı düşük vitesle oyalamak haksızlık olur, ona da ihtiyacını vermekte gecikmeyin ki yol alabilsin. Her şeyin başı doğru gözlem yapabilmekle başlar. Yanlış teşhis yanlış tedaviye götürür. Antrenör performansını doğru tespit edemezse sporcunun çabaları akim kalacaktır.

Son olarak cezaevi kültüründe dikkat edilmesi gereken bazı hususlara dikkat çekip, değişmeyen mahpushane gündeminden bahsetmek istiyorum. Koğuşta en çok “T”lere dikkat etmeniz gerekir. Anlaşmazlıklar genelde bunlardan çıkar. Televizyon, tespih, terlik, tabak, top, tuvalet, vs. TV kanal tercihi anlaşmazlıkları, tespih sesi, terlik intizamı, tabak kaşık düzeni, yeme-içme adabı, top oynarken meydana gelen küçük anlaşmazlıklar. Tuvalet banyo temizlik alışkanlıkları ve hassasiyetleri vs. bunlar küçük görülen ama ciddi anlaşmazlıklara yol açabilen detaylardır.

Cezaevinin Gündemi

Cezaevinin değişmez gündemleri; af, yasa ve tahliye konularıdır. Sürekli bunların konuşulması rahatsız edici olsa da bu durumu olağan karşılamak gerekir. Her ortamda insanların kendilerini ilgilendiren konulara ilgi duymaları ve bunlarla ilgili gelişmeleri yakından takip etmeleri doğaldır. Mesela emekliler, emekli hakları ve maaş zamları ile, öğrenciler eğitim ve her yıl değişen sınav sistemleriyle, işçiler toplu iş görüşmeleri ile, tüccarlar mali politikalarla ilgili gelişmelere karşı daha duyarlıdırlar, bu tabiidir. Siyasi fikre sahip bir Müslümanın iç-dış her türlü gelişmeyi, özellikle de İslâmî beldelerde meydana gelen gelişmeleri takip ettiği halde içinde bulunduğu ortama karşı duyarsız kalması düşünülemez.

Bu konuların dışında en çok gündem teşkil eden mevzuların başında rüyalar gelir. “Rüyalara göre amel edilmez” hadisi hükmünce rüyalardan sonuç çıkartmak ve onlara göre yaşantımıza şekil vermek kesinlikle caiz değildir. Hele günümüzde “rüya tabirleri” adı altında satılan uyduruk kitaplardaki hiçbir mesnede dayanmayan yorumlara bakıp da boş yere umutlanmak veya gereksiz karamsarlığa kapılmak tamamen anlamsızdır. Hz. Yusuf Aleyhi’s Selam’a rüya tabir ilmi verildiği doğrudur, ama bu ilim sadece ona hastır ve ona Allah tarafından öğretilmiştir. Bizim örneğimiz ve rehberimiz olan Hz. MuhammedSallAllahu Aleyhi ve Sellem’in ise “rüya tabirciliği” yaptığı görülmemiştir. Hadislere dayalı olarak günümüze ulaşan bir “rüya tabiri rehberi” de bulunmadığına göre gayb kapsamına giren rüya anlamları hakkında söylenebilecek hiçbir sağlıklı söz yoktur. Rüyalar genelde günlük hayatımızın veya ruh halimizin uykuya yansımasıdır. Bazen de tamamen “adgas-u ahlam” dır. Yani karma karışık hayallerdir. Ben kendi payıma rüyalara anlam yüklemekten ziyade, çevremde yaşadığım olaylardan çıkardığım gibi onlardan ibret çıkartmayı tercih ediyorum. Örneğin caddede yürürken tanık olduğumuz bir kaza, bir gezide veya belgeselde gördüğümüz müthiş bir manzara ya da şahit olduğumuz çok sevinç verici bir olay, bizim dışımızda cereyan ettiği halde nasıl ki bizim ona şahit olmamızda ilahi bir mesaj varsa rüyalar da tıpkı öyledir. Onlara kesin bir anlam yükleyemezsiniz, ama kendi payınıza bir mesaj çıkartırsınız.

Yusuf Aleyhi’s Selam Kıssası

Yusuf Aleyhi’s Selam’ın kıssasını “bir rüya tabiri cinsinin hikâyesi” olarak görmek ilahi mesajı göz ardı etmektir. Zira Yusuf Aleyhi’s Selam’ın kıssasından almamız gereken mesaj şudur; “zindanlarda hak dava uğrunda yatanlar muhakkak karşılığını Allah’tan bulacaklardır. Ama bu dünyada ama ahirette…” Mekke’de Rasullah’ın ve ashabının en sıkıntılı olduğu dönemde, baskıdan bunalım yaşandığı, Allah’ın yardımı ne zaman dendiği dönemde indi Yusuf suresi. Allah Subhanehu ve Teâlâ Yusuf Aleyhi’s Selam kıssasıyla gücün ve kudretin yalnızca el-Kaviyyul Aziz’in elinde olduğunu, bu sıkıntıların ilahi bir eğitim olduğunu ve dilerse daha önce Nebisi Yusuf Aleyhi’s Selam’a yıllarca hapis sıkıntı, çile ve sabırla geçen sürecin sonunda verdiği gibi sabredenlere dünya saltanatı verebileceğini hatırlattı Rasulullah’a ve beraberindekilere… Nitekim aynı sene Rasullah’a Medine hükümranlığının yolunu açan, Nusret veren Ensar ile Akabe Biatı yapıldı.

Yusuf Aleyhi’s Selam rüyasını yorumladığı hizmetçi vasıtasıyla haber gönderdikten sonra umutla beklemeye başladı. Allah’ın hizmetçiye haberi söylemeyi unutturması üzerine yıllarca daha mahkûmiyetinin uzaması henüz Yusuf Aleyhi’s Selam’ın eğitiminin ve imtihanının bitmediğini gösteriyordu. Yardımın yalnızca Allah’tan geleceğinin çok iyi anlaşılması gerekiyordu. Takip eden yıllarda Yusuf Aleyhi’s Selam medresesinde eğitimine ve tebliğine devam ediyordu. Zira tüm Nebiler gibi o da Rabbinden gelene teslim olmakla ve sabretmekle emrolunmuştu. Sonunda ona da gün doğdu. Herkesin çaresiz, çözümsüz kaldığı bir noktada, sadece O’nun sahip olduğu ilme ve sadece O’nun yapabileceği yoruma ihtiyaç duyulduğu anda, O önce uğradığı iftiranın temizlenmesi için müfterilere işaret etti. Müfteriler suçlarını itiraf edip Yusuf Aleyhi’s Selam’ın itibarı temizlenince kral onu yakınına aldı, hazinelerin başına getirdi. O’na kaynakların yönetimi görevini teslim etti. Başarıyla idare ettiği kuraklık felaketini yönetirken Allah’ın şeriatından ve adaletten kıl payı uzaklaşmadı. Neticede Allah O’na hükümranlık verdi, O da Rabbine şükretti.

رَبِّ قَدْ آتَيْتَنِي مِنَ الْمُلْكِ وَعَلَّمْتَنِي مِن تَأْوِيلِ الأَحَادِيثِ فَاطِرَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ أَنتَ وَلِيِّي فِي الدُّنُيَا وَالآخِرَةِ تَوَفَّنِي مُسْلِمًا وَأَلْحِقْنِي بِالصَّالِحِينَ

“Ey Rabbim! Sen bana dünya mülkünden bir nasip verdin ve bana rüyaların tabirlerinden bir ilim öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan Rabbim, benim dünyada ve ahirette velim sensin, benim canımı Müslüman olarak al ve beni salih kulların zümresine kat” (Yusuf 101)

İşte Yusuf’un “medrese kültürü” böyle olmalı, her daim şükür, her daim örneklik ve asla hak yoldan uzaklaşmamak.

Ey Müslüman!

Hak bir dava uğrunda hapis yatıyorsan asla vazgeçme, yolundan ayrılma ve dışarı çıktığın zaman da temponu düşürme. Bil ki Allah seninle beraberdir ve dünyada da ahirette de ecrini eksiksiz olarak verecektir. Dünyadaki ecrini içeride kazandığın olgunluk, direnç gücü ve hayat tecrübesidir. Ahiretteki ecrin ise altlarından ırmaklar akan Cennetler, eşinle yaslanıp kurulacağın tahtlar ve bitmek tükenmek bilmeyen nimetler deryası olacaktır.

وَعْدَ اللّهِ حَقًّا وَمَنْ أَصْدَقُ مِنَ اللّهِ قِيلاً

“Allah’ın vadi haktır. Allah’tan doğru sözlü kimdir?” (Nisa 122)

وَفِي ذَلِكَ فَلْيَتَنَافَسِ الْمُتَنَافِسُونَ

“İşte buna imrensin imrenenler.” (Mutaffifin 26)

خَالِدِينَ فِيهَا وَعْدَ اللَّهِ حَقًّا وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ

“Onlar orada ebedi kalacaklardır. Bu, Allah’ın hak vadidir. Ve O güçlü ve hikmet sahibidir.” (Lokman 9)

وَعَدَ اللّهُ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَمَسَاكِنَ طَيِّبَةً فِي جَنَّاتِ عَدْنٍ وَرِضْوَانٌ مِّنَ اللّهِ أَكْبَرُ ذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ

“Allah mümin erkeklere ve mümin kadınlara, altlarından ırmaklar akan cennetler vaad buyurdu. Orada ebedi kalacaklardır. Hem de Adn Cennetlerinde hoş meskenler vadetmiştir. Allah’ın rızası ise hepsinden büyüktür. İşte asıl büyük kurtuluş da budur.” (Tevbe 72)

Ya Rabbi! Bizi de o rızana nail olan kulların zümresine kat. (Amin)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s