Abdulselam Durmaz, Cengiz Sarıkaya ile yaşadığı hoş bir anısını bizimle paylaşıyor (Batman M Tipi Cezaevi)

bismillahDeğerli dostum, rahmetli kardeşim Cengiz Sarıkaya ile yüzleri gülümseten, hoş bir anımı paylaşmak istiyorum. Rahmetli dostum, gözaltında iken maruz kaldığı yoğun işkence nedeniyle vücudunun sağ tarafı tamamen felç olmuştu. Hafızasında da zedelenmeler meydana gelmişti. Tüm bu sıkıntılı durumlara rağmen son derece şakacı hoşsohbet bir kardeşimizdi.

Aramızdaki sıcak dostluk münasebetiyle o bana “Şeyhim” derdi. Ben de ona “Müridim” derdim. Böylece birbirimize usulünce takılırdık.

2002 yılında kaldığımız Bandırma M Tipi Kapalı Cezaevi’nden diğer bütün siyasi tutsaklarla birlikte Bolu F Tipi Cezaevi’ne nakledilince, o zamana kadar aynı koğuşu/odayı paylaştığımız kardeşimle F tipinde ayrı odalara düştük. O vakitler cezaevinde tam bir tecrit politikası uygulandığından, rahmetli kardeşim hem sıkılmasın hem de felçli olan sağ eliyle yeni yeni yazmaya başladığı yazma yeteneğini geliştirsin diye mektuplaşmaya başladık.

Her mektubunda “Şeyhim, bugün seni burada gördüm! Şeyhim şunları şunları yaptın!” diyerek latife yoluyla kerametlerimi! dile getirir; ben de ona, “Kıymetli müridim” diye hitap ederek aynı dille cevap yazardım. Yaklaşık iki üç ay kadar bu mektuplaşma trafiği devam etti.

Cezaevinde yazılan mektuplar, cezaevi mektup okuma komisyonu tarafından okunup onaylandıktan sonra ilgili kişiye ulaştırdığı için doğal olarak bizim mektuplar da bu komisyondan geçiyordu. Demek ki bu okumalardan birine müdür de denk gelmiş olmalı ki, bir gün bütün maiyeti ile birlikte bizim odaya geldiler. Müdürlerin arada bir odaları dolaşması ya da genel arama zamanlarında odalara gelmesi normal karşılanır. Lakin bu defaki gelişleri ve tavırları her zamankinden çok farklıydı. Hitap ve davranışlarında bariz bir ihtimam ve dikkat vardı.

“Odanızda bir şeyh varmış?” dedi müdür. Çok saygılı bir ifade ile.

Böyle bir soru hiç beklemiyorduk. Çok şaşırdık. “Ne şeyhi?” der gibi arkadaşlarla birbirimize baktık.

“Şeyh mi?” dedi arkadaşlardan biri, ne dediğini anlamadığını belirten bir ifadeyle…

“Evet, şeyh” dedi müdür. “Cengiz Sarıkaya mektuplarında devamlı bahsediyor.” diye devam edince durumu anladık hemen. Gülmeye başladık.

“O şeyh benim!” dedim gülerek, ben de.

Şöyle bir baktılar bana, bir şeyhe benzetmemiş olacaklar ki, “Gerçekten Şeyh misiniz?” diye sordu müdür.

“Evet” dedim, “Ama yalnızca Cengiz’in şeyhiyim,” dedim gülerek. Sonra da meselenin iç yüzünü anlattım. Önce şaşırdılar sonra gülmeye devam ettiğimizi görünce onlar da gülmeye başladılar. Lakin buna rağmen ayrıldıklarında kafalarında hala soru işareti varmış gibi duruyorlardı.

Rahmetliyle böyle hoş bir anımız olmuştu. Bu satırlar vesilesiyle kendisini bir kez daha Rahmetle anıyorum. Satırlarıma da onun sık sık tekrar ettiği, Kur’an-ı Kerim’den okuduğu bir ayet ile nokta koymak istiyorum. Bir hatip ciddiyeti ve telaffuzu ile parmağını kaldırır ve şöyle derdi:

“Allahü Teala K. Kerim’de şöyle buyuruyor: “….Gerçekten insanoğlu çok nankördür.!”

Rabbimin bereketi, rahmeti ve mağfireti, hayatlarını Allah yolunda kaybedenlerin üzerine olsun.

(Cengiz Sarıkaya, cezaevinde yatacak durumda olmamasına rağmen tam 11 yıl süren çok zorlu bir cezaevi hayatı oldu. (1993-2004) Ancak 11 yıl sonra aldığı “cezavinde yatamaz” raporuyla tahliye oldu. Tahliye olduktan çok kısa bir süre sonra da geçirdiği bir kaza nedeniyle hakkın rahmetine kavuştu. Hak yolunun yolcularına selam olsun.

Reklamlar